Asgari ücret bir ülkenin ekonomik ve sosyal durumunu gösteren bir sonuçtur

İktisat sonsuz ihtiyaçlarla, kıt kaynakları dengeler. Hepimiz birer iktisatçı olmalıyız. Temel yaşam ihtiyaçlarımızla birlikte asgari ücreti nasıl dengelemeli sorusuna yanıt bulmak için

gün boyu iş yerindeydim. Milyonlarca insan gibi asgari ücret karşılığında bulunduğum yer. Seyyar satıcı değilseniz. Dört tarafı duvarla örülü bu iş yerlerinde bedenleriniz denetim altındadır. Çalıştığınız yerin kurallarına uymakla birlikte orada buluyorsunuz. Orda da sizden sorgulanmayan bir otorite talebinde bulunuluyor. Sorguladığın takdirde “kapı orada” diye işaret edebiliyorlar. Sizi biraz da kurumlaştırırlar. Mevsimine göre giydiğiniz iş yerinin ismiyle birlikte isimlerinizin de yazılı olduğu elbiselerle. Size bir ciddiyet kazandırıyorlar. Her neyse bunlar uzun meseleler.

Bu tanımlama ile birlikte bütün bir gün belli bir ücret karşılığında alın teri satılıyorsa küçük çaplı bir proleter diyebilirsiniz. Literatüre göre. Kime satılıyor bu alın teri? Daha çok kazanmak için büyük bir rekabet ortamında bulunan devleşmek şirketleşmek isteyen patronlara.

Hep birlikte içinde bulunduğumuz çark, “yaşasın kapitalizm” dedirtiyor.

Eskiden çok eskiden Antik Yunanda sadece köleler çalışırmış. Bizler de şimdi kapitalizmin köleleriyiz. Çalışıyoruz kazanıyoruz. Kazandıklarımızı ’mal sahipliği’ ile ilgili bağlantılı hedeflerimize harcıyoruz. Büyük ikna teknikleriyle mesela reklamlar ile ‘mutluluk arayışımız’ bize pazarlanıyor.

Malum hepimizin elinin altında hayatımızın önemli bir parçası olan, olması gereken akıllı telefonlar. İnternetin hayatımıza girmesi ve yaygınlaşmasıyla bizleri akıllı telefonlara bağlayıcı bir sürü dinamik de oluştu. Örnek derseniz sosyal medya platformları. Sosyal medyada yoksanız. O ‘dijital mahalleler’de bu dijital çağda yaşamıyorsunuz demektir. İnternet çağının ölülerinden biri

tabi internetle birlikte haberde zamana ‘anilik’ kavramı da girdi. İşte şu akıllı telefonlarda artık bir haberi okumak için bir sonraki günün gazetesini beklemeye gerek yok. Eskiden kalmış o günler. Bir kaç TV kanalının, bir kaç radyo, bir kaç gazete ve bunlarda dönüp dolaşan bir kaç aydını. Genele her kesime hitap edemeyeninden. Şimdi sokak röportajlarında uzatılan mikrofonlara konuşan konuşurken “helal olsun” dedirtecek halk içinde aydınlık kafalar.

Aniden belirip veriyor bir son dakika haberi ve haberleri. Günün değil yılın son en önemli son dakika haberiydi gelen. Ajanslara, bağımsız ve bağımlı haber sitelerine.

2021 Ocak ayında uygulanacak olan Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun kararı tabikî. Haberi okumaktansa en büyük özgürlük alanı olan ara ara kısıtlama ve yasaklanma tehlikesiyle karşı karşıya kalan sosyal medya alanlarından sosyal mecralardan bakmayı tercih ediyorum. Kısa, öz ve net biçimde. Çünkü bu tür açıklamalardan bir şeyler bir şeyler aktarılır da sonuç öyle verilir. Kısa sürede zihin yönlendirme yapılabilir.

Bir göz gezdiriyorum. Bir memnuniyetsizlik havası tadında yorumlar, açıklamalar, tepkiler vs. vs. “Kolaysa bu parayla siz geçinin!” Diye öfkelice klavyelere değen parmaklar. Bu tepkileri veren kim Halk! İşçiler, emekçiler… Duyulur mu? Duyulur mu? Çalışanın emeğine sahip çıkılmaz mı? Ne zaman asgari ücret açıklansa. 

Ücretler arasındaki şu derin uçurumlar ister istemez geliyor akıllara.

Velhasıl eve geçtim. Yorgunum da biraz. Çok çalışmaktan değil yorgunluğum. Piyasa durgun her yer aynı, işler kesat. Şu covid-19 belası yok mu, şu musibet hastalık. Şu birilerine göre bize ceza olarak gelen musibet. Deprem olsa böyle derler, sel olsa böyle derler. Musibetin en büyüğü karanlık zihinler.

Tek takipçisi, abonesi profil resmi dahi olmayan Youtube kanalıma baktım. Bu kanalı neden açtın derseniz. Televizyo izlemediğimden, izlemek istemediğimden. Ne ya bu böyle kanallarda çıkarılan konuklar her konuğun konulduğu kareler falan ortada moderator. Çoğunluk mu çoğulculuk mu ayırt edemiyorum.

Baktım ki bildiriler var? Abonesi olduğum Youtube kanallarından. Ne diyor biliyor musunuz? İzle diyor. Bakanın açıklamalarını birbirinden farklı uzunlukta dakikalarla izle.

İzliyorum.

Bir haber var.

İyi mi dersiniz kötü mü?

Sonra bir söylemi

Sonranda söylemle atıfta bulunulan ideolojinin propagandasını hissedebiliyorsunuz. Liderin liderliğinde Covid-19 sürecindeki desteklerden bahsediyor öncelikli olarak.

10 dakika 40 saniyelik bakana ait açıklama videosu gözlerimle izliyor, kulaklarımı iyi açıp dinliyorum. Anlamaya çalışıyorum. Gözlerim fal taşı gibi açık vaziyette altıncı dakikasından sonra çok daha belirgin bir propagandaya dönüşüyor bir örnekle.

“Hükümetlerimiz dönemindeki gerçekleştirdiğimiz asgari ücret artışlarına bakıldığında hassasiyetleri açıkça görmekteyiz” deniliyor.

2002’de 184 lira bilmem kaç kuruş olan asgari ücret, 2020’de 2.324 lira bilmem kaç kuruşmuş.

18 yılda asgari ücretteki artışa vurgu yaparken. Akıllara 18 yılda hayatlarımızdaki diğer artışları da getirmez mi bu kıyaslama?

Sıra kamunun 5’er üyeyle temsil edildiği toplam 15 üyeden müteşekkil bağımsız bir komisyon tarafından oluşturulan Asgari Ücret Tespit Komisyonundan çıkan rakamın açıklanmasında.

21 Ocak ayı itibari ile uygulanacak olan toplumum çoğunluğunun beklediği şu beklenen rakam 2.825 lira 90 kuruş. Şimdi gün içinde vatandaşın kendi arasında yaptığı 90 kuruş esprisini daha iyi anlıyorum. Mizah yapma özgürlüğü.

Bu ilk açıklanan net ücret bekâr ve çocuksuzlar içinmiş. Sadece “bekâr kal ve öylece yaşa” der gibi. Biriktirmeye de birikir mi? Damlaya damlaya ama göl olmayacağı kesin. Bekâr olup da çocuklu olanı duymamıştım. Fakat bekâr olup da ailesin geçindirmek zorunda olanların örneği çok. Şu zam yapılırken diğer aile bireyleri düşünülmemiş anlaşılan.

Gel gelelim sıra diğer net ücrete 3.013 lira 72 krş. Bu da evli ve üç çocuk olanlar içinmiş. Sayın Cumhurbaşkanımızın üç çocuk ısrarını çağrıştırıyor. Üçten fazla çocuklular!

Bir umudumuz vardı. 2020 yılı tüm dünyayı etkisi altına alan covid-19 mücadelesiyle geçmişti. Salgınla mücadelenin yanı sıra etkisini daha sert bir şekilde gösteren ekonomik mücadele vardı. Kapanan iş yerleri, işsiz kalan işçi ve emekçiler, artan hayat pahalılığı karşısında hakları daha bir gözetilecek sanılıyordu. Daha iyi bir yaşam için, ekonomik anlamda insanların kendilerine yetebileceklerini sağlayacak.

Temel öncelik olarak görülen; çalışanın emeğine sahip çıkmak ve sosyal adalet pekiştirilmiş miydi gerçekten.

Şu her yıl sonunda açıklandıktan sonra büyük tartışmalara neden olan işçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşanmasını sağlayacak, insanlık onuruna yakışacak ve emeğin sömürülmesini engelleyecek ücret yani yeni yıldan sonra alınacak 2 bin 825 lira 90 kuruş. Çoğu insanın tek ve en önemli gelir kaynağı olan para.

İnternette araştırsanız ulaşabileceğiniz bir bilgidir.

Türkiye’nin mevzuatında asgari ücretin tanımlanması 1971 tarihli 1475 sayılı İş Kanunundan 1 yıl sonra çıkarılan Asgari Ücret Yönetmenliğinin 1. Maddesine bakılabilir. Asgari ücret işçilere normal bir çalışma gününün karşılığı olarak ödenen ve işçinin’ gıda, konut, giyim, eğitim, sağlık, ulaşım, kültür gibi zorunlu ihtiyaçları günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde sağlamaya yetecek ücret ‘. Bütün bu tanımı belirlenen net ücretlere sığdıranda görelim. İnsan onuruna yakışacak ücret bu muydu?

Bu tanımlamayı açıklanan asgari ücrete sığar mı?

Kolay mı geçinmek. Kolaysa siz geçinin de görelim diyenler var.

Emek ve çalışma bu kadar kutsallaştırılırken emeğinin memnun edici olmaması.

Asgari ücret bir ülkenin ekonomik ve sosyal durumunu da gösteren bir sonuçtur.

İktisat sonsuz ihtiyaçlarla, kıt kaynakları dengeler. Hepimiz birer iktisatçı olmalıyız. Temel yaşam ihtiyaçlarımızla birlikte asgari ücreti nasıl dengelemeli sorusuna yanıt bulmak için.

Bu arada yeni yıl zam haberleri de gelmeye başladı.

HİKMET KESERCİ

Bir yanıt bırak