‘Yapı stokumuz güvenli değil’

İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Başkanı Hüsnü Gürpınar,“Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ancak denetimsizliğin neden olduğu olumsuzlukları ‘kader’ gibi değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir” dedi.

Yeni yapılacak olan yapıların, “Bina Deprem Yönetmeliği” dikkate alınarak bilim, teknoloji ve mühendislik ilkeleri doğrultusunda yapılması can ve mal güvenliğinin sağlanması bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Var olan yapı stokumuz güvenli olmaktan uzaktır. Üretilecek olan yapılarla ilgili olarak yer seçim kararlarından zemin- yapı ilişkisine, doğru bir tasarımdan, yapı üretim evrelerinin bilgiye dayalı bir anlayışla denetlenmesine kadar bütünlüklü bir yapı üretim sisteminin kurulmasına ihtiyaç var. 17 Ağustos 1999 Gölcük ve Arifiye merkezli Depremden bugüne kadar geçen 21 yıl içinde zaman zaman doğru çalışmalar da yapılmıştır. Fakat yapılmış olan bu çalışmalar ya uygulama alanı bulmamış veya bir süre uygulanarak daha sonra ortadan kaldırılmıştır. Yaşamış olduğumuz orta büyüklükteki bir depremde bile yapıların yıkılması yapı stokumuzun büyük bir riskle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ayrıca kendi kendisine yıkılan yapıların varlığı ve tümüyle kaçak olarak yapılan yapıların af kapsamına alınmış olmaları da kentlerimizin büyük bir risk altında olduğunun önemli bir işaretidir.

Deprem Yönetmelikleri ödünsüz bir şekilde uygulamalı

Daha güvenli ve yaşanabilir yerleşim yerlerinde yapıların üretilmesi deprem risk yönetiminin temel amaçlarındandır. Bunu sağlamanın en etkili yolu; yerleşim planlarında ana riskleri göz önüne alarak, gerekli düzenlemeleri yapmak ve ‘Deprem Yönetmeliklerini’ ödünsüz bir şekilde uygulamaktır. Deprem yönetmeliğinin ve depreme dayanıklı yapı üretilmesinin ana unsuru inşaat mühendisleridir. Bu nedenle inşaat mühendislerinin iyi yetişmiş olmaları gerekir. Bu duruma rağmen Fiziki şartları yetersiz, öğretim kadroları son derece zayıf, laboratuvarı olmayan ve oldukça fazla kontenjana sahip okulların inşaat mühendisliği diploması veren okullara dönüşmüş olması kabul edilemez.

Her afetten sonra sık sık yapılan “yara sarma” anlayışından kurtulup; bilimin, tekniğin ve aklın gerektirdiği işleri yapmak gerekir. Bunun için “risk yönetimini” hayata geçirmek zorunludur. Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ancak denetimsizliğin neden olduğu olumsuzlukları “kader” gibi değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, deprem öncesi alınacak önlemlerin deprem riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koymuştur. Sorunu sorun olmaktan çıkaracak olan tek yol; deprem yaşanmadan önce alınacak önlemlerde saklıdır. Bu kapsamda Mesleki Yetkinliğin önünü açacak olan ve ciddi bir sorun oluşturan 3458 sayılı yasa mutlaka değiştirilmelidir.

Depreme dayanıklı yapı üretmekten başka bir yol yok

Deprem riskini azaltmak ve depreme karşı dirençli bir toplum yaratmak için AFAD tarafından Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı (UDSEP 2012- 2023) hazırlanmıştır. Hazırlanan bu planda yetkin mühendislik yasasının çıkarılması hüküm altına alınmış olmasına rağmen, 2017 yılına kadar bitirilmesi gereken bu çalışmaya ilişkin bir tek toplantı bile yapılmaması deprem gerçeğini dışlamanın açık göstergesidir.

Can ve mal güvenliğinin sağlanması için depreme dayanıklı yapı üretmekten başka bir yol yoktur. Bu gerçekten hareketle geleceğimizi kadere bağlamanın çıkar yol olmadığı acı da olsa anlaşılmıştır. Bilime, bilgiye, mühendisliğe, akla ve insana önem veren uygulamalar sorunun değil çözümün yoludur. 17 Ağustos yıkımının 21. yıldönümünde ilgilileri bir kez daha uyarıyoruz. 17 Ağustos 1999 felaketinde kaybettiğimiz deprem şehitlerini rahmetle anıyoruz.

Son yüzyılda ülkemiz coğrafyasında meydana gelen depremlerde yüz bini aşkın insanımız hayatını kaybetmiştir.

Türkiye’de İnşaat Mühendisliği Eğitimini veren üniversitelerin sadece %9’u yeterli öğretim üyesine sahiptir. Yetersiz ve yetkin olmayan İnşaat Mühendisleri mezun olmaktadır.

Kentsel dönüşüm uygulamalarında birinci öncelik deprem riski altında bulunan binaların güvenli hale getirilmesi olmalıdır. Ülkemizi, kentlerimizi, yapılarımızı depreme karşı hazırlamanın iki temel yolu vardır. Birincisi mevcut yapı stokumuzun iyileştirilmesi, güçlendirilmesi, ikincisi ise yapı üretim sürecinin denetlenmesidir, ilki mevcut olumsuzluğu azaltmayı amaçlamakta, ikincisi ise geleceği kazanmak ile ilgilidir.

Mühendisin imzasını kullanması evresinde Mesleki Yeterliliği gözeten, haksız rekabeti önleyen, İnşaat Mühendisliğini ve ihtisas alanlarını tanımlayan, meslek tüzelliğini koruyan, mesleki yeterliliği, uzmanlığı, istihdam ve çalışma koşullarını belirleyen “İnşaat Mühendisliği Meslek Yasası” çıkarılmalı. 1938 model 3458 sayılı yasa günün şartlarına uygun hale getirilmelidir.

Deprem konusunda bilinmeyen yoktur

Depremlerde meydana gelen can ve mal kayıplarının nedeni yapı üretim sürecinin ve mesleki uygulamaların niteliksizliği ve denetimsizliğidir. Proje üretim sürecinden başlayarak yapı üretim sürecinin tüm evreleri sertifikalı- yetkin mühendisler tarafından denetlenmelidir.

Felaketin önlenmesi tedbirlerle mümkündür. Tedbirler de sorumlularınca alınır ve alınmalıdır. Deprem sonrası yara sarma yerine deprem öncesi alınacak tedbirlere öncelik verilmelidir. Karar vericiler gelecekte yaşanacak depremde sorumluluktan kurtulacaklarına inandıkları için bu güne kadar görevlerini ihmal etmiş ve etmektedir.

Geçmiş depremden uzaklaştıkça, yenisine yaklaştığımız deprem felaketinde, tedbirler alınmadığı takdirde, oluşacak can ve mal kayıplarının şimdiye kadar yaşananları aratacağı bilinmelidir.

Yapılan son değişikliklerle meslek odalarının devre dışı bırakılması, ‘İmar Barışı’ gibi uygulamalar, yapı denetim sürecini denetimsizliğe mahkum etmiş, güvenli yapı üretimini engelleyecek sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

İnşaat Mühendisleri Odası Deprem gerçeğini ve Deprem tehlikesini unutturmama ısrarını, güvenli ve sağlıklı yapılaşma konusundaki kararlılığını sürdürmeye devam edecektir.

Bir yanıt bırak