2025-2026 Eğitim ve Öğretim Yılı’nın açılması nedeniyle bir yazı kaleme alan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı, emekli eğitimci Kemal Koçöz, kültürel kimlik ve Atatürkçü değerlerin eğitim müfredatında sürekliliğini sağlaması gerektiğini vurguladı.
Yeni eğitim ve öğretim yılında kaleme aldığı yazısında, Atatürk’ün “Aydınlık yarınlar için aydın düşünceli, millî karakterli gençlik yetiştirilmeli” sözünü vurgulayan Kemal Koçöz, Millî Eğitimin amacı olarak Atatürk’ün vizyonunu merkeze alan; laik, çağdaş ve millî bir eğitim sistemiyle gençliğin milli bağımsızlığı, bilimsel düşünceye dayalı gelişimi ve kültürel kimliğin güçlendirilmesini gerektiğini belirtiyor.
Koçöz, 1920’lerden itibaren yürütülen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve harf Devrimi gibi reformların, bilimsel ilerleme, dilin zenginleşmesi, kültürel kimlik ve Atatürkçü değerlerin eğitim müfredatında sürekliliğini sağlaması gerektiğini vurguluyor. 8 yıl kesintisiz temel eğitimin korunması, Türkçe’nin asli dil olarak benimsenmesi ve Atatürkçülüğün milli eğitimde merkezi bir ilke olarak yer alması gerektiğini belirtiyor.
Kemal Koçöz yazısında şu ifadelere yer veriyor:
Aydınlık güzel yarınlar, huzur ve refah bilimsel eğitim ile sağlanır.. Eğitim, her ülkenin kendine özgü uygarlık anahtarıdır. Zorunlu Temel Eğitimi de her ülkenin kendi aydınlık yarınlarına özgü bir sağlam temel unsurudur. Yarınlar bu temeller üzerinde inşa edilir.. Bu nedenledir ki, Millî Temel Eğitim’imiz, Türkiye’mizin ebedi bağımsızlığı, yurdumuzun ve ulusumuzun aydınlık mutlu yarınları için sağlam temeller üzerinde bulunmalıdır. Bu nedenlerledir ki, “Bütün ümidim gençliktedir!” (Gz.M.K.A.). (1919) dediği gençliğimizin iyi yetişmesini önemseyen Ulusal Büyük Önderimiz Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Geleceğin güvencesi, sağlam temellere dayalı bir eğitimdir.” (Gz.M.K.A.) demiştir..
“İstenilen davranışı geliştirme sürecidir eğitim.”anlamını taşıyan Eğitim; toplum yaşayışında yer edinmek için edinilen bilgi, beceri ve anlayışların kazanılmasıdır, kazandırılmasıdır. Filozof Allan Bloom “Eğitim, karanlıktan aydınlığa doğru yapılan bir yolculuktur” der. Karanlıktan aydınlığa ilerleyişin, kalkınıp güçlenişin, uygarlığa yönelişin temel basamaklarıdır eğitim.. Ünlü fizikçi Albert Einstein, “Eğitim, gerçeklerin öğretilmesi değildir; Düşünmek için aklın eğitilmesidir” demişti. Çinli filozof Konfüçyüs ise “Eğitim güveni, güven umudu, umut barışı besler” demişti. İsviçreli anayasa hukuku profesörü, filozof ve yazar Carl Andreas Hilty de “Eğitim sadece okumak değildir, okudukları üzerinde düşünebilmek yeteneğidir” der. İş insanımız Enver Yücel de “Ekonomik kalkınmanın lokomotifi eğitindir” der. Bu nedenledir ki eğitimde önemli olan temel husus adımların doğru atılmasıdır.. Unutulmamalıdır ki, doğru adımlar daima doğruya götürür, yanlış adımlar ise yanlışa götürür.. Bu nedenlerledir ki, eğitim ve öğretimin her safhasında teorik ve pratik bilgilerin verilmesi yanı sıra tarihimizin öğretilmesine de, Atatürk ve Atatürkçülük bilinci ve sevgisinin kazandırılmasına da millî günlerimizin saygınlığının önemine de yer verilmesi aydınlık güzel yarınlarımızın ebediliği, millî bekamızın temini için büyük bir önem arz etmektedir.
“En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır” (Gz.M.K.A.) diyen Atatürk, “Millî Eğitim programımızın, Millî Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir” (Gz.M.K.A.) temennisindeydi. Bundan dolayıdır ki, “Eğitimin kutsal yuvaları okullardır. Eğitim ve kültürlerine en büyük değeri veren milletler yükselecekler, en büyük uygarlık seviyesine çıkacaklardır” (Gz.M.K.A.) görüşündedir. “Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiiri ve edebiyatı bütün güzelliğiyle gelişir.” (Gz.M.K.A.) Ki, “Bu millete gideceği yolu gösterirken Dünya’nın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lâkin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz” (Gz.M.K.A.) (20 Mart 1923) anlayışıya ulusal eğitimimizle ilgili birçok gayretlerde bulunan Büyük Önder Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,
“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder” (Gz.M.K.A.) sözündeki inceliği ve amaçlanan Laik Eğitim için Laiklik kavramının muhtevasını çok iyi anlamak gerekiyor..
Yüce Atatürk’e göre, “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için hakiki dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, terakkinin (ilerleme) ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış şark kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.” (Gz.M.K.A.) Ki, Büyük Selçuklu ve Cihan İmparatorluğu Osmanlı, kimi devlet adamlarının basiretsizliklerini de etkileyen haçlı dünyasının güdülediği tarikatların, maddi çıkar peşindeki din tacirlerinin entrikalarıyla sefalete ve çöküşe maruz kaldıydılar.. Benzeri sinsi oyunların, şer entrikaların bu güzel Laik Cumhuriyetimize karşı da oynanabileceğini hissettiğinden olsa gerek Ulusal Önderimiz Atatürk; “Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır” (Gz.M.K.A.) diyor.. Bu nedenlerledir ki, aydınlık güzel yarınlar için Laiklik bilgisi ve anlayışı da çok önemlidir.. Çünkü aydınlık ufuklarımızı yeniden karartma, gençliğimizi, yurttaşımızı Cumhuriyet Yolu’ndan saptırtma gayretindeki dünün işgalcisi ve Sevr paylaşımcısı o haçlı emperyalizm, yine misyonerleriyle, şer işbirlikçileriyle çağdaş uygarlık yolundaki adımlarımızı da sinsice çarpıtmak, yanlış kulvarlara yönlendirtmek gayretindedir!
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, delalettir, cehalettir” (Gz.M.K.A.) sözünü pekiştirircesine “Cumhuriyetin Oncu Yılı Nutku”nda dediği “Türk milletinin elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir” (Gz.M.K.A.) (1933) öğüdüyle de yarınlarımızın aydınlık yolunun belirlenmesini isteyen Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Millî Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir” (Gz.M.K.A.) (1923) öğüdü de, Millî Eğitim Bakanlığı’mızın da her bölümünde yer almalı ki, zaman karmaşası içinde gaflet ve dalalete düşülmesin..
Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme; bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme demek olan eğitime yönelik okulların kendine özgü süre birimleri ve öğretim biçimleri vardır ve bunlar zaman içinde müspet ilim doğrultusunda değişikliklere, yeniliklere uğramakta ve ona göre programlanmaktadır.. O zor koşullarda kelleyi koltuğa alarak başlattığı Millî Mücadele ile dünkü o düşman işgalinden “Kurtuluş”umuzun ve de yeniden “Kuruluş”umuzun öncüsü olan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür” (Gz.M.K.A.) dediği gibi aydınlık güzel yarınlarımızın temini için çok gerekli olan ‘Kültür Ordusu’na da büyük önem verdiğinden “En mühim ve feyizli vazifelerimiz millî eğitim işleridir. Millî eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kuruluşu ancak bu surette olur” (Gz.M.K.A.) (1922) demişti ve bu programının hedefini, “Aydınlık yarınlar için aydın düşünceli, millî karakterli gençlik yetiştirilmeli” (Gz.M.K.A.) direktifiyle belirlemişti ve öğretmenlerden de şöyle bir istekte bulunmuştu; “Öğretmenler! Cumhuriyet fikren ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.” (Gz.M.K.A.)
“İlim ve fen çalışmalarının merkezi okuldur. Bundan dolayı okul lazımdır. Okul adını hep beraber hürmetle, saygıyla analım” (Gz.M.K.A.) diyerek müspet bilim ve teknik okulların yaygınlaşmasını, medeniyet ışığı varsayılan okulların en ücra yöreye dahi ulaşmasını, yurt düzeyinde dersliklerin artmasını önemseyen yüce Atatürk, “Millî eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yaygınlaşmasına özellikle dikkat ediyoruz.” (Gz.M.K.A.), “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir.” (Gz.M.K.A.) Bunun içindir ki, “Memleketi ilim, irfan, ekonomi ve bayındırlık alanlarında da yükseltmek, milletimizin her hususta çok verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lazımdır..” (Gz.M.K.A.), “Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin milletimizin gerileme tarihinde en önemli bir sebep olduğu inancındayım. Bunun için bir millî eğitim programından söz ederken, eski dönemin hurafelerinden ve doğuştan var olan özelliklerimizle hiç de ilişkisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, millî ve tarihi karakterlerimize orantılı bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dehamızın tam gelişmesi, ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Gelişigüzel bir yabancı kültürü, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir” (Gz.M.K.A.) (1921), demekte, uyanık bulunulmasını, kültürlü olunmasını istemektedir.. Çünkü, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. KÜLTÜR; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekâyı geliştirmektir.” (Gz.M.K.A.)
“Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan, erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir” (Gz.M.K.A.) diyerek yarınlarımız için yine güzel bir öğütte bulunan Yüce Önderimiz, Ulusal Rehberimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün kuruluşunu gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kalkınmasının ve çağdaş uygarlığa ulaşmasının temel taşı sayılan Millî Eğitim’imizin temel uzvu okullarımız, uzun ve çetin süren o savaşların oluşturduğu o yokluk ve yoksulluklar nedeniyle bugünkü gibi yaygın ve etkin değildi.. Bu süreç içinde ilk zamanları il ve ilçe merkezlerinde oturanların yararlanabildiği İlk Okul diye adlandırılan ve çoğunluğu erkek öğrencilerden oluşan isteğe bağlı kısa dönemli bir eğitim sistemimiz vardı. O savaş yıllarının yokluk ve yoksulluğu aşıldı ve İlk Okullar daha sonraları merkezi köylerde de açıldı, zaman içinde kız ve erkek çocuklar için zorunlu hale getirilen ve süresi 4 yıldan 5 yıla çıkarılan karma denilen İlk Okul eğitim sistemimiz, merkezi köylerin ardından bütün köylerde okullaşmayla yaygınlaştıydı.. (Karma eğitim; erkek ve kız öğrencilerin aynı okulda bir arada okumalarını sağlayan eğitim.)
Beş yıllık zorunlu eğitim sisteminin yurdun her bir köşesinde yaygınlaşmasının ardından ihtiyaç hissedilen Orta Okul da merkezi köylere kadar ulaşıp yaygınlaştı.. O beş yıllık olan İlkokul eğitim süresi, günün koşullarına yetersizlik arz ettiğinden Orta Okul’ların yaygınlaşmasının vesilesiyle 5+3=8 denilen, İlk Okul ve Orta Okul’un birleşip kaynaşmasıyla “İlköğretim” denilen “Temel Eğitim” oluştuydu.. Ve böylece 8 yıllık “Zorunlu Temel Eğitim” denilen bu İlköğretim Okullarımız, yurt sathında merkezi köylere kadar yaygınlaştırıldıydı. 18 Ağustos 1997’de resmen kabul edilip 2012 dönemine dek uygulana gelen Zorunlu Temel Eğitim, günümüzde değişti, 30 Mart 2012’de 4+4+4 sistemi kabul edildiğinden 2011-2012 dönem sonu resmen sona erdirildi..
Oysa 8 yıl olan bu kesintisiz Zorunlu Temel Eğitimi sistemi Millî Eğitim’imizin hedefini yükseltmişti.. 8 yıllık ulusal zorunlu Temel Eğitim, okullaşmanın ve okumanın yaygınlaşmasına, kız öğrencilerin okuma oranının artmasına katkı sağladı.. Bu durumdan bazı çevrelerin rant kaybına uğradıklarına dair serzenişleri de düşündürücü ve Cumhuriyet adına üzücüdür!
Bugün hâlâ dünkü onca zorluklarla o düşman işgalinden kurtarılan bu kutsal vatan toprağımıza yönelik aymazlıklar mevcutsa, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ulusal yatırımlara ve ulusal üretime gereği önem verilemiyorsa ve daha önemlisi ve de hazin olanı ise yabancıya özelleştirmelerle çok para kazanılacağı ve bu sayede ülkeye ekonomik katkı sağlanacağının bir hüner sanma edasıyla, “Endişeye kapılmaya gerek yok; dışarıdan gelenler bu vatan toprağını kamyonlara yükleyip götürecek değiller ya!” sözüyle yanlışı doğru sandırma gafletine düşülüp bu kutsal vatan toprağı üzerindeki ulusal yatırımlarına gereği önem verilemiyorsa, bu tutum ve davranışlarda şahsi ve siyası menfaat, gaflet ve ihanetlerin mevcudiyeti yanı sıra eğitim sisteminin ve eğitimin verilişindeki noksanlıkların ve yanlışlıkların da payı vardır.. Bu gibi aymazlıkların önüne geçilebilmesi için “Yeni neslin en büyük Cumhuriyetçilik dersini almaları”nı isteyen ve “Bu dünyadan göçerek Türk ulusuna veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü şu olmalıdır: “Benim Türk ulusuna, Türk toplumuna, Türklüğün geleceğine ilişkin ödevlerim bitmemiştir. Siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü yineleyiniz” (Gz.M.K.A.). temennisinde bulunan büyük Atatürk’ün; “Yeni kuşak en büyük Cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır” (Gz.M.K.A.) (1924) öğüdü de iyi anlaşılmalıdır. “Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz.” (Gz.M.K.A.) diyen yüce Atatürk’e göre “Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Türkçe, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil bilinçle işlensin.” (Gz.M.K.A.), Ve bu nedenledir ki, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” (Gz.M.K.A.) demiştir.
Ulusal Önerimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk; öğün (düşün), çalış, güven!” (Gz.M.K.A.) sözünü de iyi anlamak gerekiyor! “Müslümanları halife hülyasıyla hâlâ oyalamaya ve aldatmaya çabalayanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdırlar.” (Gz.M.K.A.), “Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.” (Gz.M.K.A.) (1923) Bunun içindir ki, “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, göreceği tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, ulusal geleneklerimize düşman olan unsurlarla mücadele etme lüzumu öğretilmelidir.” (Gz.M.K.A.) (1921) Çünkü, “Milletimizin siyasî, toplumsal hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde rehberimiz ilim ve teknik olacaktır.”, “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.” (Gz.M.K.A.) Ve bu nedenledir ki, “Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve kapsamlı uygarlıklara da sahip olmuşlardır. Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur” (Gz.M.K.A.).. diye belirttiği bu tarihi isteğine dair öğütlerinin de müfredatta da yer alması sağlanıp gençliğimize kazandırılmalıdır.” (Gz.M.K.A.).
“Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak..” (Gz.M.K.A.) sözü her başarının anahtarıdır.. “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler” (Gz.M.K.A.) öğüdünde bulunan ve “Geçmiş asrın gevşetici zihniyetinden, hurafe baskısından arınıp fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetişmesini istediğinden “Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” (Gz.M.K.A – 25 Ağustos 1924) diyen Ulusal Önderimiz Gazi Mustafa kemal Atatürk; “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” (Gz.M.K.A.) diyordu.. (1922) (“Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz tahsilin hududu ne olursa olsun, onlara esaslı olarak; 1- Milliyetine, 2- Türkiye Devletine, 3- Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düşman olanlarla mücadele lüzumu öğretilmelidir.”)
Millî Eğitimimize dair Müfredat oluşturulmasında her daim Atatürk konusuna da yer verilmelidir. “Atatürk’süz eğitim geriye gitmektir!” demektir. “Atatürklü eğitim demek, eğitim ve öğretimin her safhasında daima Atatürk konusunun bulunması, laik ve çağdaş eğitim müfredatının yer alması demektir! Büyük Atatürk, “Milletimizin memleketimizin irfan yurtları bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın ve erkek aynı surette oradan çıkmalıdır” (Gz.M.K.A.) demişti. (İzmir Nutku’ndan, 3 Mart 1923) Ki, Eğitimdeki ikilik, iki farklı insan yetiştirilmesinin sakıncasını oluşturuyordu. Bütün okulların Maarif Vekaleti’ne yani Cumhuriyet’in Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması gerekliydi. “En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretle olur” (Gz.M.K.A.) öğüdünde bulunan Atatürk’ün İzmir konuşmasındaki sözlerinin de etkisiyle Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim Öğretim Birliği Kanunu) (3 Mart 1924) oluşturuldu..
(Millî Mücadele’yi sekteye uğratan Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922), ilerleme ve çağdaşlaşma için yeterli değildi. Bunun üzerine, Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’nun çıkarılmasının ve etkili kılınmasının temini için o gün (3 Mart 1924) Halifeliğin Kaldırılması yanı sıra Şerriye ve Efkaf Vekaleti (Kanunların Şeriatla Uygunluğunu Denetleyen Vekalet) de kaldırıldı ve böylelikle din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması sağlandı.)
“Ülkesinin yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” (Gz.M.K.A.) diyen Millî Rehberimiz, Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” (Gz.M.K.A.) öğüdü de unutulmamalıdır.. Çünkü, Cumhuriyet öncesi dönemlerin gevşeklik alışkanlıklarını hüner sanma ve Cumhuriyet’i kabullenememe anlayışlarıyla bir ilerleme sağlanamaz; emperyalizmin hamîsi güçlerin şer içerikli şirin söylemleriyle Sevr’e ve günümüzdeki o şer uzantısı Sevr BOP’a çanak tutan bir gafletle ve dalaletle aydınlığa, gönençli güzel yarınlara ulaşılamaz.! Bunun içindir ki, yarınlarımızın asıl teminatı Millî Eğitim’dir. Bu eğitimin temeli sayılan Zorunlu Temel Eğitim, hiçbir zaman sorunlu eğitim haline dönüştürülmemelidir.! “4+4+4=1? Kesintili Eğitim(!)” arzusu, gelişen Zorunlu Temel Eğitim’in akışını kesintiye uğratır!. Cumhuriyet ile birlikte kendine özgü bir rayda ilerleyen Millî Eğitim sistemimiz sorunlu hale dönüşebilir.. Cihan İmparatorluğu Osmanlı, buna açık ve acı bir örnek değil midir!?
Uygarlığımızı, kalkınmamızı sekteye uğratmak isteyen dahili ve harici düşmanların, etniklik furyası peşindeki koşuşmalarına da tez önlem alınmalıdır! Türklüğümüzün temeli Türkçe’mize gereği önem verilmelidir. Eğitim dilimiz Türkçe’dir. “Türk dili, dillerin en zenginidir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır” diyen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü doğru anlamak çok mu zor? Ki, Karamanoğlu Mehmet Bey ne demişti: “Bugünden sonra divanda, dergahta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır.” (Karamanoğlu Mehmet Bey-13 Mayıs 1277) Ki, Osmanlı’nın ‘gerileme’ yıllarında ısrarla üzerinde durup ilimden uzaklaşmasına neden olan “Mahalle Mektebi” anlayışından uzaklaşmasına neden olan ‘Mahalle Mektebi’ anlayışından kopamayan, İslami terbiye ile yetişen Zübeyde Hanım bile biricik oğlu Mustafa Kemal’in Mahalle Mektebi’nde iyi yetişeceğini umuyordu.. Mustafa Kemal ise o çocuk yaşta bile ülke gerçeğini görmüş; okulun önemini kavrayıp dinsel eğitim yerine laik, çağdaş bilimsel eğitimi tercih etmişti..
Ki, Türkler, tarih boyunca değişik değişik alfabeler kullandıydı.(Göktürkçe 38 harftir, Uygurca 18 işarettir, Arapça 28 harf iken Osmanlıca ise Arapça’ya harfler eklentisiyle 31/36 harftir, Latince 23 harf iken Türkçe alfabesi ise Latince’ye çıkartma ve ilave harfler ile 29 harftir..)Eski Türkçe (Osmanlıca), yazıldığı gibi okunmayan, okunduğu gibi yazılmayan alfabeler yapısına sahipti.. 1925’te patlak veren Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılması, 16 Haziran 1926’da İzmir suikastı girişimi (Atatürk’e suikast) ve bazı durumlar yüzünden Harf Devrimi gecikmişti.(Ki, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet’in bekasına karşı tertiplendiğini söylediği bu olaydan sonra, Millî Mücadele günlerini anlatan o ünlü Nutuk kitabının hazırlığına da başlamış ve ilk baskısı eski yazı (Osmanlıca) ile 1927 yılında basılmıştı. Bu tarihi “Nutuk” kitabı, Atatürk tarafından CHP’nin ikinci kongresinde,15-20 Ekim1927 tarihleri arasında 36 saat 30 dakikada okunmuştu.) Bu nedenle Yeni Harfler, gecikmeli olarak, 1 Kasım 1928 yılında kabul edildiydi.. 24 Kasım 1928 yılında, Yeni Alfabe ileYeni Yazı’ya geçiş sağlandı..Oluşumu, kabullenilişi sağlanan bu yeni yazıya, bu yeni alfabeye göre okuma yazma bilmeyen yetişkinleri de okur yazar haline getirmek, okuma yazma oranını yükseltmek için “Halk Okulları” (Millet Mektepleri) açıldı. (1 Ocak 1929) Ve hatta okur yazarlığın arttırılması için 1981’de de yeniden köylerde ve merkezlerde yetişkinlere-yaşlılara yönelik Türkçe okuma yazma kursu seferberliği başlatıldıydı.. Ve hatta 1981yılından itibaren İlkokul, Ortaokul ve Liselerimizde “Atatürkçülük” ile ilgili konular da öğretilmeye başlanılmıştı. Türklüğün, Türkiye’nin ve hatta Atatürk’ün ve Atatürk Cumhuriyetinin karşıtları, Din’den maddi çıkar peşindeki hilafet ve saltanat özlemcileri bu önemli bilgilerden rahatsızdılar.. Atatürkçü Gençlik yetişmesini kendi sinsi şer emellerine engel gören, Türklüğün ve Türkiye’nin ezeli düşmanı olan Sevr özlemcisi o haçlı emperyalizm ve onların Şer Sevr Bop işbirlikçileri, bu önemli hususun da Müfredat’tan kaldırılması beklentisindeydiler.!!
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) (3 Mart 1924) ile Türkiye’mizde Eğitim Birliği sağlanması, ülkemizdeki yabancıların, gayrimüslim denilen bu azınlıkların kendilerine özgü okullaşmalarıyla Türklüğün aleyhine yönelik faaliyet alanlarının daraltılması da amaçlandıydı.. Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) ile Laikliğin de temelleri atıldıydı.. (Ki Laiklik, kutsal dinimize karşıtlık değil, dinimizi kullanarak da Osmanlıyı çökerten, Türklüğü dönüştürmeye- yıpratmaya çalışan o haçlı emperyalizmin dinimiz üzerinden Türklüğün dağılmasına, Türk Devletleri’nin yıkılmasına yönelik uygulaya geldikleri sinsi şer oyunlarının bozulmasının temel anahtarıdır..)
Ki, Orta Çağ Avrupası’nın karanlıktan kurtulmasına katkı sağlayan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın gerileme dönemiyle başlayıp emaresi açıkça ortaya çıkan son dönemlerindeki eğitim-öğretim ile ilgili iki ve hatta azınlıkların da oluşturduğu çok farklı konumdaki kurumdan birbirine zıt hayat görüşlerine sahip kimseler yetişmekteydi.. Tevhid-i Tedrisat yani Öğretim Birliği ile bu aksaklıkların önüne geçildi; ülke genelinde Eğitim-Öğretim Birliği sağlandı. Medreseler, Mahalle Mektepleri kapatılarak çağdaş ve laik eğitim ve öğretim kurumları açıldı ve böylece müspet bilimi ve fenni ilke edinen eğitimde çağdaşlaşmaya, gelişmeye, ilerlemeye yönelişler gerçekleştirildiydi.. (Emperyalizmin kurguladığı oyunlar bozuldu; fakat, o haçlı emperyalizm ve yerli işbirlikçilerince, gençliğimizin Atatürk Yolu’nda iyi yetişmelerinin, vatanın yılmaz bekçileri olmalarının önüne geçebilmek için, Atatürk’ün uyardığı gibi, günümüzde ve yarınlarda yine dinsel söylem ve eylemlerle aydınlıklara yönelişlerimiz engellenilmek istenilecektir..)
Cumhuriyet sevgisinin ve millî duygunun pekiştiriciliğinin de amaçlandığı ve zaman içinde gelişmeye başlayan İlk Okul, İlköğretim’e dönüştü, Zorunlu Temel Eğitim haline geldi.. Zorunlu Temel Eğitim’in devam etmesi beklenirken, 8 Yıllık Zorunlu Temel Eğitimi, 2012-2013 döneminde, “yenileşme!” adı altında başlayan ( ve günümüzde adeta Mahalle Mektebi’ne gidilmesini teşvik edilircesine dışarıda okul çağındaki gençlerin bulunduğu söylenilen) 12 Yıllık Zorunlu(!) Eğitim Sistemi adı altında “4+4+4” formülüyle değişikliğe uğratıldı.! Ve ardından 08 Ekim 2013’te, bütün okullardan, ANDIMIZ kaldırıldı.! O Andımız; doğruluktan, çalışkanlıktan, dürüstlükten, Türk Yurdu’nu ve Milletimizi ve bu Cumhuriyet’imizi ilelebet sevmekten ve savunmaktan bahsediyorsa, dünün işgalcilerine ve işbirlikçilerine karşı uyanık bulunulmasını amaçlıyorsa bunlardaki yanlışlık nerededir!? Ki, o Andımız, Atatürk zamanında (1933) benimsenip 80 yıldır okullarımızda okutulmadı mı? Andımız, Türklük, Atatürk ve Atatürkçülük sevgisini içeriyorsa bundan kim neden rahatsızlık duysun ki.! Andımız, 80 yıldır okunan millî coşku değil miydi? ‘Şu, bu kelimeyi veya şu, bu kelimeleri uygun bulmadık!’ diyenler varsa onlara sormak lazım, Devletimizin adı, Türkiye; rejimimizin adı ise Türkiye Cumhuriyeti’dir.. Hem Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” (Gz.M.K.A.), “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” (Gz.M.K.A.). dememiş miydi? Millî Eğitim’imizin temel prensipleriyle özdeşleşen Andımız’ın kaldırılışı nedendir? Hem denilmiyor muydu “1923’ü 2023’lerde daha da yücelteceğiz.! Ki, Andımız’a sahip çıkmadan, TC simgesinin ulviyetini yüceltmeden Türklüğü, Türkiye’yi yüceltmek nasıl olur? Özlerinde, mazilerinde Atatürk karşıtlığı bulunanların şirin söylemlerle söyledikleri “1923’e sahip çıkmak” anlatımları takkiye değil de nedir?! Çünkü, 1923; Türklüktür, Atatürkçülüktür, Atatürk Cumhuriyeti’dir.. (Ve ne hazindir ki, Millî Bayram’larımız, Ulusal günlerimiz adeta millî duygudan yoksun hale geldi gibiyse, bunun sorumluluğuna siyasiler mesuldür dense de bu sorumluluk kapsamına nispeten gençlik ve halk da dahil edilebilir siyasi ve vatanperverlik sorumlulukları olduğundan.!)
Kimilerince “Kindar, dindar gençlik!” yetiştirmek anlayışı neyin nesidir?! “Emperyalizme, gericiliğe, kara taassuba, müstemlekeliğe itaatkar; Cumhuriyete, Cumhuriyetin kazanımlarına, Türklüğe, Atatürk’e ve Atatürkçülük’e, laikliğe ve çağdaşlaşmaya karşı kindar nesil anlayışı!”nın bir özlemi varsa eğer, böyle bir anlayış hayra alamet değildir.! Ki, Millî Eğitim’in amacı, cehalete karşı durmak, vatanperver, azimli, dürüst, harici ve dahili her türlü düşmanlara karşı Türk yurdunu savunup yaşatacak, Türkiye’mizi uygarlığa götürecek, vatanımızı, bayrağımızı, ulusallığımızı ve ulusal tam bağımsızlığımızı onurluca savunacak çağdaş bir gençlik yetiştirmek değil miydi? İstiklâl Marşı’mızın muhtevasını tamamlama niteliğine haiz Andımız’ın kaldırılmasının ardından, ne tesadüftür ki, “kıyafet serbestliği” diye bir karar oluşturuldu.. Bu karar, geçici deneme süresi veya bir şeylere zemin hazırlama süresi olarak planlansa da, ilk günlerde, geçliğin disiplinini bozarcasına bir dağınıklık oluşturduydu.. Belki de, okullarda kıyafet dağınıklığı vardı da onu düzelttik(!) denilmek mi istenildi(!) diye düşünülürken, ani bir dayatma ile “türbana özgürlük sağlandı” algısı yaratılmak istenilmeye mi başlanıldı!? Bu konuda kimileri eskiye dönüşün sevinci içindeyken, kimilerinde ise, Atatürk’le aydınlanan ufuklarımız yeniden mi karartılmak isteniyor(!) diye kaygılar oluşmaya başlamıştır(!) derken , şimdilerde de (okul belirleme etkinlikleriyle) İmam Hatip Okulları’na zorunlu kayıtların yaptırtılması amaçlanıyorsa, ‘ahlaklı gençlik yetişecek(!)’ diye sevinenlerin sevinçleri kulaklarına varırken, kimileri ise, İmam Hatip Lisesi’ne zorunlu kaydı bir dayatma görebilir ve hatta, bu dayatmanın, “Cumhuriyet ve Atatürk sevgisinin sarsılmasına, Cumhuriyet’e yönelik bir karşı devrim yapılanmasına(!) zemin oluşturma çabası bu(!)” diye serzenişlerde bulunabilirler.. Oysa Büyük Atatürk’ün, “Yeni neslin en büyük Cumhuriyetçilik dersi”ni almalarını istemesini, “Cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller ister” (Gz.M.K.A.) demesini kim benimsiyor kim benimsemiyor diye kura çekilecek veya parmak kaldırılması beklenilecek değildir herhalde.! O haçlı emperyalizmin, tarihi süreçteki Türklüğe olan düşmanlıkları Sevr entrikalarıyla da ortadayken, kimin haklı kimin haksızlığını tespiti için papatya falı açmaya yöneliş gibi bir tutum da oluşacaksa eğer, bu durum, bir gafletten öteye ecdadımıza, ecdadımızdan emanet kalan bu kutsal vatanımıza, şehit ve gazilerimize ihanettir ihanet.!
“İmam Hatip Okulu’na gidenler ahlaklı olur, uyuşturucu müptelası olmaz, saygısızlık etmez, yalan söylemez, hile yapmaz, düşmana hizmetkarlık etmez, ekmeksiz kalmaz, harama el uzatmaz.!” gibi algılar dosdoğru değildir.. “Din eğitimini almış olmak, ahlaklı olmak demek değildir.” sözüyle kimi algıların ve gidişatın yanlışlığını belirtmeye çalışan birçok duyarlı vatandaşımız, Cumhuriyet eğitimimiz için, çağdaş uygarlık ve insanlık adına çok güzel bir örnek vermiş değil midir?
Vaktiyle (5+3=8 tabiriyle) oluşan ‘8 Yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim’in, Atatürk Cumhuriyeti’mizin ulusal kalkınmasından ve ulusal bilinçlenmenin temellerini sağlamlaştırmasından, millî birlik ve beraberliğimizin pekişmesinden imtina edinen o emperyalist haçlı Batı ve içimizdeki manda uzantılarının, hilafet ve saltanat özlemcilerinin daima kaos peşinde koşuşacaklarını, baskı ve etkide bulunacaklarını büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz, Türk Gençliği’ne ve Ulusumuza hitaben aydınlık yarınlar için, tarihi bir öğütte bulunduğu o ünlü Gençliğe Hitabesi’nde de belirtilmemiş miydi?
Dünün işgali entrikalarıyla ulaşamadıkları o Sevr’in hortlatılması peşinde koşuşan ve kaos, entrikalar-kumpaslar, şer senaryolar üretme, toplumları birbirine düşürme, çıkarları için yangınlar oluşturma, bataklıklar türetme hünerlisi olan o haçlı emperyalizm, öteden beridir süre gelen sinsi şer emelleri için Türk halkımızın millî dayanışmasının çözülmesini ve birlikteliğimizin dağılmasını sağlamak, diğerleri gibi tarihin çöplüğüne atmak için işbirlikçileriyle zaman zaman dinsel söylemlere de yönelerek halkı yanıltmaya çalışmaktadırlar! Böyle yanıltmalar karşısında, halkımızın, gençliğimizin uyanık bulunulmasını hatırlatmak için büyük Atatürk, yine şöyle bir önemli öğütte de bulunduydu; “Tarihimizi okuyunuz, görürsünüz ki milleti mahveden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melânetten gelmiştir.” (Gz.K.K.A.) Bu nedenlerledir ki, “Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olamaz.” (Gz.M.K.A.) Ve hatta, “Muhterem milletime şunu tavsiye erdim ki; Sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin” (Gz.M.K.A.) sözü de her zaman her yerde dikkate alınması gereken bir öğüdüdür önderimiz yüce Atatürk’ün..
Mondros Mütarekesi’yle (30 Ekim 1918) dayatmasıyla oluşan düşman işgali İnönü‘de (01 Nisan 1921-Milletimizin makûs talihinin yenildiği gün!), Sakarya’da (13 Eylül 1921) Dumlupınar’da (30 Ağustos 1922) ve yurdun her bir sathında kan revan içinde defetmemize rağmen, o şer Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920) paylaşımını ve müstemlekeliği Lozan’da (24 Temmuz 1923) tarihin çöplüğüne atıp bilimsellikle uygarlaşmaya yönelmemize rağmen içimizdeki bazı Türklük ve Atatürk Cumhuriyeti karşıtları, manda sever işbirlikçileri, hilâfet ve saltanat özlemcileri, ulusal eğitim uygulamasının kendilerine engel oluşturduğunu zaman zaman dolaylı anlatımlarla dillendirmediler mi? Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı bu kişiler, halkın dinsel duygularını da sömürmekte bir sakınca görmezler.. Bunun için geliştirdikleri yapılanmalarla siyaseti ve toplumu etkileme, kaleyi içeriden fethettirme arzusu içindedirler.!
(O işgal yıllarında Şeyhülislam fetvalarıyla, Padişah ve Sadrazam (Başbakan) Damat Ferit fermanlarıyla Kuva-yı Millîyecilerin çabalarının engellenilmesi, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğiyle başlatılan o ulvi Millî Mücadele’nin kötülenmesi, mezalim altındaki mazlum ve sefil halka fetva ve fermanlarla seslenilip o işgalcilere karşı durulmamasının tembihlenmesi gaflet ve dalaleti hangi akla hizmet idi!?! Bu benzeri haince olayların, sinsi şer kumpasların, 15 Temmuz gibi manda hizmetinin günümüzde de devam ettirilmesi entrikaları neyin nesidir?!)
Yüce Atatürk, “Yenilmesi gereken en büyük düşman cehalettir!” (Gz.M.K.A.) demişti; Cumhuriyet’in iyi korunmasını istemişti. Bu nedenledir ki, Cumhuriyet ile birlikte Millî Eğitim’imiz Laik, çağdaş ve millî olabilmesi için Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) (3 Mart 1924) düzenlenerek Eğitim ve Öğretim’de birliktelik sağlanması amaçlanmıştı. Bu nedenle, Cumhuriyet’imizin devamlılığının teminatlarından sayılan Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim’in süresinin ehemmiyeti kadar öğretim programında yapılmak istenilen yeni yeni müfredatlarda aşırı sapmalara yönelişler de hayra alamet değildir.! Ki, yine büyük Atatürk’ün bu öğütlerine de iyi kulak vermek gerekiyor; “Bir Millî Eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaradılış niteliklerimizle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, millî karakterimiz ve tarihimizle uyumlu bir kültür kasdediyorum. Çünkü millî dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür (fikri kültür) ortamla uyumludur. O ortam milletin karakteridir.” (Gz.M.K.A.) “Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığı ile, hakkı ile, birliği ile ters düşen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve millî duyguya dayanan düşünceleri büyük bir olgunlukla her karşıt düşünceye karşı şiddetle ve fedakârlıkla savunma zorunluluğu telkin edilmelidir.” (Gz.M.K.A.) (1921) Yüce Atatürk’ün bu güzel sözleri, veciz öğütleri çok iyi anlaşılmalıdır ki, İnsanımız; dünkü işgal yıllarını ve o dönemin ‘heyet-i nasiha’ entrikalarını iyi anlamalı ki, “çözüm-çözülüm(!)”, “değişim-geriye/eskiye dönüşüm(!)”, “açılım-bütünsellikten ayrılım(!)”, “Yeni Osmanlılık(!)” gibi hoş görünümlü kelime oyunlarının tuzağına düşmemelidir, düşülmemelidir; koyun postuna bürünmüş çakalların şer içerikli şirin söylemlerine adlanılmamalıdır..
Bugün ve aydınlık yarınlar için müspet bilim içerikli ‘Eğitim’ çok önemlidir. Çocuklarımızın ve gençliğimizin iyi yetiştirilmesi için zaman içinde de kimi yenilikler geliştirilip denenebilir. Bu nedenle zorunlu ulusal Temel Eğitimi sisteminin düzenlenmesinde yenilikler ve ulusal planlamalar yapılırken, işgalden “Kurtuluş”umuzun ve “Kuruluş”umuzun önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü tanımayı, anlamayı ve sevmeyi ve de Atatürk’ün ilmi ve millî öğütler içeren sözlerinden ve yazılarından faydalanmayı, Cumhuriyet’in kazanımları ve Türkiye Cumhuriyeti’mizin geleceğine, bayrağımızın ve bağımsızlığımızın ebediliğine ve millî tarihimize, Türklüğümüze ve Türkçemizin ehemmiyetine dair bilgilere de çok iyi yer verilmelidir..
Bir yıl sonrasıysa düşündüğün, tohum ek.
Ağaç dik, on yıl sonrasıysa tasarladığın.
Ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini, halk eğit o zaman.
Bir kez tohum ekersen, bir kez ürün alırsın.
Bir kez ağaç dikersen, on kez ürün alırsın,
Yüz kez olur bu ürün, eğitirsin milleti.
Birisine bir balık verirsen, doyar bir defalık.
Balık tutmayı öğret, doysun ömrün boyunca…KUAN TZU
Eğitimin zamanlamasının düzenlenmesinde, mevcut Zorunlu Temel Eğitim sisteminin bir süre daha devam etmesinin yanı sıra 5+3=8 kesintisiz zorunlu eğitim sistemine alternatif olarak, Ana Okulu’nu da kapsayacak şekilde, 1+4+3=8 yıl kesintisiz sistem de planlanabilirdi..
Çocukluğunu yaşaması gereken oyun çağındaki çocuğun olgunlaşmasıyla ilgili 60-65 ay limitine dayalı Ana Sınıfı ile 4 yıl birinci kademe ve 3 yıl tamamlayıcı ikinci kademe ile ilgili bu formülü içeren kesintisiz 8 yıllık zorunlu bir Millî Temel Eğitim de formüle edilebilir. (Çünkü, bazen halkımıza, yenilik kavramları her nedense hoş gelebiliyor. Bu nedenle bu sistem de dikkate alınabilmeliydi.) (Günümüzde İlkokula başlama limiti taban 66 ay, tavan 72 ay ile belirlenmiştir.) Ki, 2001 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’na sunduğum bir yazımda, 6. Sınıfta çok başarısızlık gösteren erkek öğrenci ‘Çıraklık Eğitimi’ne yönlendirilerek mesleki becerilerinin kazandırılmasına ve oradan sınavla Meslek Lisesi’ne geçişin sağlanmasına; kırsaldaki 6. Sınıfı tamamlayan maddiyatsız kız öğrencilerin sertifikalandırılıp iki yıl sonrası sınavla bu okulu bitirtilişine ve sınavla üst okullara gidebilme ortamının sağlanmasına yönelik bir uygulamadan bahsetmiştim. (Günümüzdeki açık lise bu amaca cevaz vermektedir sanırım..)
Gönüllü Eğitim veya Seçmeli Eğitim diye adlandırılan Lise’lere geçişler, 2001’de olduğu gibi 8. Sınıfta ve hatta 7. Sınıf sonundan itibaren belirlenebilmeli.. (2000 ve 2001 yıllarında, İlköğretim’in 8. Sınıf öğrencilerine civardaki Meslek Okulları ve Lise’ler gezdirilerek oralarda bilgilendirme – yönlendirme etkinlikleri yapılıyordu.. (Ve yine yapılmakta idi..) Bu sayede 8 yıllık Zorunlu Temel Eğitimi’ni tamamlayan öğrenci, az da olsa kendisine uygun Lise’yi seçebilme yetisine ulaşabilmekte..
(5+3=8 yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim’imizin, ulusal eğitimimiz için önemliliği neden göz ardı edilmek istenildi? İlla bir yenilik tasarlanmak istenildiyse, 1+4+3=8 yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim de, 2010 referandumu misali halka da sunulabilirdi veya devamlılığı temin edilebilirdi.. Seçme – Branşlaşma ise zorunlu 8 yıllık Temel Eğitim’in tamamlanmasından sonraki bölüm olan Orta öğretim yani “Gönüllü Eğitim” denilen Liselerde oluşabilmelidir. Liselerde eğitim öğretim süresi, yüksek okul bölümüne devamlılık arz eden resmi liselerde ve hazırlık sınıfı olan liselerde süre 4 yıl olarak devam etse de normal liseye dair süre ise öncesi gibi 3 yıl şeklinde olabilmelidir..)
Atatürk Cumhuriyeti’mizin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması ve Ulusal Tam Bağımsızlık düsturumuzun ebediliği, yarınlarımızın daima aydınlık olması, dünün işgalcisi ve paylaşım özlemcisi o haçlı emperyalizmin o sinsi entrikalarına karşı uyanık olup bu güzel vatanı onurluca savunmak ve onurluca kalkındırmak için Atatürkçü Gençlik yetiştirilmesi zaruridir. Ki, Büyük Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” derken yine vatan için çalışmamızı öğütlemektedir! “Ben Atatürkçüyüm” demek yeterli değildir! Atatürkçülük sade bir laf değildir.. İyi bilinmelidir ki, ATATÜRKÇÜLÜK; Atatürk İlkelerini ve Atatürk Devrimlerini içtenlikle benimsemek ve onurluca savunmaktır; o haçlı emperyalizme ve o haçlı emperyalizmin Truva atlarına, yerli işbirlikçilerinin sinsi şer entrikalarına, hurafe gericiliğine ve şer Sevr BOP bölücülüğüne bilinçlice karşı durmaktır; Cumhuriyetin kazanımlarına, vatan toprağımıza, ulusallığımıza ve ulusal tam bağımsızlığımıza sebat ve azimle onurluca sahip çıkmaktır.. Bu nedenlerledir ki, Türk Gençliği; Ulusal Önderimiz, Millî Rehberimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyet’i biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” (Gz.M.K.A.). “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir..” (Gz.M.K.A.) bilincini de edinip TC ibaresinin ulviyetini de kavrayarak “Birinci vazifem, Türk istiklâlimi, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir!” (Türk Gençliği) anlayışını temel ilke edinebilmelidir.. (Ki, görev yıllarımda, öğrencilerimin çoğunluğu, Hitabe’nin birinci şahıslı bu söylenişini de ezbere bilirdi ve pek çoğu “Gençliğin Ataya Cevabı” şeklindeki bu söyleyişten de mutluluk duyardı.!)
Millî Eğitim’imiz, Atatürk zamanında, aydınlık yarınlarımız için planlanmıştır. Dünün işgalcisi o haçlı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin, Atatürk ile aydınlanan yarınlarımızın yeniden karartılmasına yönelik güzel görünümlü o sinsi şer söylem ve eylemlerine, takiyelerine, şovlarına aldanılmamalıdır! Millî Günlerimize gereği saygı ve ilgi gösterilmesine özen gösterilmelidir. Eğitim ve Öğretime dair zamanlamada millî gülerimiz mutlaka dikkate alınmalıdır, oluşacak tatil durumu millî güne dair etkinlik ardından oluşmalıdır. Doğruluğun, çalışkanlığın andı Andımız okullarımızda yeniden okutulmalıdır. Okullarımız daima çağdaş normlara uygun olmalıdır. Çocuklarımız, Gençliğimiz ve milletimiz; Aydınlık, çağdaş, kalkınmış, güçlü, huzur ve refah içinde bir Türkiye için; Vatan, Bayrak, İstiklâl ve İstikbal, Millet ve hürriyet, Türklük-Atatürk ve Atatürkçülük, Laiklik ve çağdaş uygarlık bilgisi ve sevgiyle donandırılmalıdır.
Kemal KOÇÖZ
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı, emekli eğitimci.

