Olanlar Olmuş Bize

Paylaş:

İlk yazımda “NE OLDU BİZE” demiştim. Arkasından da sonraki yazım  gelmişti  “NE OLACAK BİZE?” Meğer cevabı çoktan verilmiş de bizim haberimiz yokmuş.

OLANLAR OLMUŞ BİZE..!

Hem de öyle bir olmuş ki, “NE OLACAK “? diye düşünürken, olan biten çoktan kapıyı çalıp içeri girmiş. Biz hâlâ ayakkabısını çıkaracak mı diye bekliyoruz!

Eskiden büyüklerimiz, “Evladım, teknolojiye fazla kapılma” derdi. Biz de “Yok canım, teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor” diye cevap verirdik.

Gerçekten de kolaylaştırdı!

Eskiden insanın derdi vardı, şimdi derdini anlatacak internetlerde uygulaması var.

Eskiden komşunun kapısını çalıp “Bir çay içelim” derdik. Şimdi mesaj atıyoruz:

“Müsaitsen görüşelim.”

Müsaitiz de… Kimse eski samimiyetlerde görüşmüyor.

Telefonlarımız akıllandı ama biz birbirimize karşı biraz daha yabancılaştık. Evde herkesin elinde telefon, herkes başka bir dünyada.

Aynı sofrada dört kişi oturuyor; biri telefona bakıyor, biri sosyal medyada geziyor, biri video seyrediyor, diğeri de “Beni dinleyen var mı?” diye kendi kendine konuşuyor.

Aile toplantısı mı?

O da artık grup mesajında yapılıyor!

Eskiden çocuklar büyüklerinin elini öperdi. Şimdi büyükler çocuğun başını okşamak için önce izin ister hale geldi.

Gençler,

“Amca nasılsın?”

“İyiyim evladım.”

Tamam bu kadar işte.

Eskiden bu konuşmanın devamında hâl hatır sorulur, çay içilir, hayat konuşulurdu.

Şimdi konuşma burada bitiyor.

Çünkü çocuğun telefonu titreşti.

Önemli bir bildirim gelmiş!

Büyüklerin tecrübeleri ise bildirim olmadığı için pek önemsenmiyor.

Oysa bizim zamanımızda büyüklerin sözü vardı.

Şimdi ise büyüklerin sözüne karşılık, gençlerden gelen klasik cevap var:

“Tamam da devir değişti!”

Doğru… Devir değişti.

Ama nedense saygının modası geçti!

Geleneklerimiz de yavaş yavaş emekli oldu.

Eskiden bayramlarda kapı kapı dolaşılır, büyüklerin elleri öpülürdü.

Şimdi bayram mesajı gönderiliyor:

“Sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlara…”

Kopyala… Yapıştır… Gönder…

Bayram da tamam!

Ne güzel teknoloji!

İnsan yorulmuyor, ayakkabı eskimiyor, otobüs parası gitmiyor.

Ama bir şey eksiliyor:

İnsan sıcaklığı…

Ekonomiye hiç girmeyelim diyorum ama ekonomi de “Ben gireceğim!” diyor.

Eskiden pazara giderken “Ne alacağız?” diye düşünürdük.

Şimdi pazara giderken:

“Neye gücümüz yetecek?” diye düşünüyoruz.

Eskiden fileler dolu gelirdi.

Şimdi file hafif, hesap makinesi ağır!

Birkaç kilo domates alıyorsun, sanki domates değil de yatırım fonu satın almış gibi hissediyorsun.

Kasaya gelince insanın aklına domatesin kilosu değil, hayatın böyle zor olduğu anlamı geliyor:

Emekli maaşı da ayrı bir hikâye…

Maaş yatıyor. İnsan seviniyor.

Sonra faturalar geliyor.

Maaş tekrar buzdağı gibi eriyor..

Maaşın ömrü, bazı insanların sosyal medya hikâyesinden kısa.

Bir de aile meselesi var.

Eskiden aynı evde üç kuşak yaşardı.

Dede torunuyla, anne babasıyla, çocuk kardeşiyle aynı sofraya otururdu.

Şimdi aynı apartmanda oturanlar birbirini tanımıyor.

Üst kattaki komşunun adını bilmiyoruz ama sosyal medyada dünyanın öbür ucundaki insanın ne yediğini, nereye gittiğini, hangi kahveyi içtiğini biliyoruz.

Ne garip değil mi?

Yakınımızdakileri kaybettik, uzaktakileri takip ettik.

Teknoloji bizi dünyaya bağladı ama bazen kendi evimizin içine yabancılaştırdı.

Çocuklarımız büyüdü.

Biz “Biraz dışarı çık, arkadaşlarınla oyna” dedik.

Onlar da dışarı çıkmadan arkadaşlarıyla oynadılar.

Çünkü arkadaşları telefondaydı!

Bizim çocukluğumuzda “Eve gir!” diye bağırırlardı.

Şimdi anne babalar:

“Evladım biraz dışarı çık!” diye yalvarıyorlar.

Dünya gerçekten tersine döndü.

Eskiden çocuklar eve girmek istemezdi.

Şimdi çocukları evden çıkarmak için aile toplantısı yapmak gerekiyor.

Ve bütün bunlara bakıp hâlâ soruyoruz:

“Ne’olacak bize?”

Cevap artık belli:

Olanlar olmuş bize!

Ama yine de her şey bitmiş değil.

Çünkü hâlâ büyüklerimizin söyleyeceği güzel bir söz, çocuklarımızın öğrenebileceği güzel bir değer, komşumuzun çalabileceği bir kapı, paylaşabileceğimiz bir ekmek var.

Teknoloji kötü değil.

Telefon kötü değil.

Çağ değişiyor diye değişmek de kötü değil.

Kötü olan, değişirken kendimizi unutmak.

Geleneklerimizi çağın gerisinde kalmak zannedip çöpe atmak…

Büyüklerimizi “eski kafalı” diye kenara koymak…

Çocuklarımızı da sadece telefonlarına, tabletlere ve sosyal medyaya teslim etmek…

Asıl mesele bu.

Çünkü teknoloji bize dünyanın kapısını açabilir ama evimizin kapısını bizim yerimize çalamaz.

Para her şeyi satın alamaz.

Telefon her şeyi gösteremez.

İnternet her şeyi öğretemez.

Ve hiçbir yapay zekâ, bir dedenin torununa anlattığı hayat hikâyesinin yerini tutamaz.

Biz belki çok şey kazandık.

Ama bazı şeyleri de sessizce kaybettik.

Şimdi yapılacak iş, “Eskiden her şey daha güzeldi” deyip geçmişe bakarak iç geçirmek değil.

Geçmişten güzel olanı alıp geleceğe taşımak.

Çocuklarımıza saygıyı öğretmek.

Büyüklerimize kıymet vermek.

Komşumuzun kapısını yeniden çalmak.

Sofrada telefonu bir kenara bırakmak

Ve en önemlisi…

İnsan olduğumuzu yeniden hatırlamak.

Çünkü olanlar olmuş bize…

Ama daha olacak çok şey var.

Yeter ki bundan sonra ne olacağına biraz da biz karar verelim.

Yoksa korkarım, bir sonraki yazımızın başlığı:

“BİZ NEREYE GİDİYORUZ?”

olacak…

Esen kalın..

Paylaş:

Bir yanıt bırak