Ne Olacak Bize?

Paylaş:

İlk yazımda  sormuştum; “Ne oldu bize?” Şimdi sorunun bir adım ötesindeyiz. “NE olacak bize?” Çünkü artık sadece geçmişe bakıp hayıflanmanın zamanı değil. Önümüzde duran tabloya bakıp geleceğimizi de düşünmek zorundayız.

Dünya küçüldü, teknoloji büyüdü. Telefonlarımız akıllandı ama biz birbirimize karşı biraz daha yabancılaştık. Dünyanın öbür ucundaki insanın ne yaptığını anında öğreniyoruz; fakat aynı evin içindeki insanın gönlünden ne geçtiğini bilmiyoruz.

Küresel bir dünyanın içinde yaşıyoruz.

Her şey birbirine benzedi artık.

Aynı telefonlar, aynı tarzlar, aynı diziler, aynı moda, aynı konuşma biçimleri…

Sanki dünyanın bir ucunda düğmeye basılıyor, bizim mahallede de aynı anda  hayat başlıyor.

Eskiden çocuklar sokakta oynardı, şimdi ekranın içinde yaşıyor.

Eskiden komşu komşuya giderdi, şimdi komşunun çevrim içi olup olmadığını kontrol ediyoruz.

Eskiden bayramlarda kapı kapı dolaşılırdı; şimdi bir mesaj gönderiyoruz:

“İyi bayramlar.”

Ne kadar da kolay!

Bir tık…

Bir emoji…

Ve görev tamam!

Ama gönül öyle bir “tık” ile hatırlanmıyor.

Maalesef hepimiz bunu yapıyoruz.

Bir de ekonominin getirdiği sıkıntılar var.

Eskiden pazara giderken insanın aklında “Ne alacağım?” sorusu vardı.

Şimdi “Neyi alamayacağım?” diye düşünüyoruz.

Markete giriyoruz, fiyat etiketlerine bakıyoruz. Ürünü değil, önce fiyatını görüyoruz.

Emeklinin hesabı ayrı, çalışanın hesabı ayrı…

Anne babanın hesabı ayrı, öğrencinin hesabı ayrı…

Herkes hesap yapıyor.

Ama hayat hesap makinesine sığmıyor.

Bir maaş geliyor, daha cüzdana girmeden gidiyor.

Elektrik…

Su…

Kira…

Mutfak…

Ulaşım…

Derken ayın ortasında vatandaş kendi kendine soruyor:

“Ben bu ay ne zaman nefes almaya fırsat bulacağım?”

Eskiden para yetmezdi, insan birbirine destek olurdu.Güven vardı birde.

Şimdi para yetmiyor, sabır da yetmiyor.

Aile…

İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele bu.

Aileyi ayakta tutan sadece aynı çatı altında yaşamak değildir.

Aynı sofrada oturmak, birbirinin derdini dinlemek, gerektiğinde susup birbirini anlamak, iyi günde kötü günde yanında olmaktır.

Şimdi aynı evde dört kişi yaşıyor.

Biri televizyona seyrediyor.

Biri telefona…

Biri bilgisayara…

Diğeri tablete…

Evde herkes var ama aile nerede?

Maalesef bütün dünya aynı durumda.. Bu teknoloji iyimi oldu kötümü oldu tartışılır..

Eskiden “Akşam eve gelince konuşuruz.” denirdi.

Şimdi konuşmaya fırsat bulamıyoruz.

Çünkü herkesin acelesi var.

Nereye gidiyoruz?

Onu da pek bilen yok.

Geleneklerimiz de yavaş yavaş sessizliğe gömülüyor.

Komşuya tabakla yemek göndermek…

Misafire “Bir çay daha içmeden olmaz.” demek…

Apartmanda insanlar birbirini tanımaz oldu. Selam veririm, borçlu çıkarım misali..

Bunlar bir milletin hafızasıydı.

Şimdi ise bunları  nostalji olarak anlatıyoruz.

Bir gün çocuklarımız bize sorarsa:

“Dede, Babaanne ekiden insanlar birbirini gerçekten ziyaret eder miydi?”

Ne diyeceğiz?

“Evet evladım, eskiden insanlar birbirlerinin kapısını çalardı.”

“Peki neden?”

“Çünkü telefon yoktu.”

İşte en acı cevap bu olur!

Teknolojiye düşman değiliz elbette.

Olmayalım da.

Teknoloji insanlığın hizmetinde olduğu sürece büyük bir nimettir.

Ama teknoloji insanı yönetmeye başladığında nimet olmaktan çıkar, bağımlılığa dönüşür ve dönüştükte

Çocuğumuzun elinden telefonu alamıyoruz.

Çünkü telefonun çocuğumuzdan daha güçlü olduğunu kabul etmişiz.

Sofrada telefon…

Yatakta telefon…

Yolda telefon…

Toplantıda telefon…

Hatta bazen karşımızdaki insan konuşurken bile gözümüz telefonda.

İnsan karşımızda ama biz başka dünyadayız.

Sonra da birbirimizi anlamadığımızdan şikâyet ediyoruz.

Nasıl anlayacağız?

Dinlemiyoruz ki! Fark bile etmiyoruz.

İnsan ilişkilerimiz de bundan nasibini aldı.

Eskiden bir insanın yüzüne bakarak konuşurduk.

Şimdi ekranın arkasına saklanarak ağır sözler söylemek çok kolay.

Bir “beğen” bizi sevindiriyor.

Bir “beğenme” moralimizi bozuyor.

Bir yorum bütün günümüzü zehir edebiliyor.

İnsanların gerçek yüzünü değil, sosyal medyada gösterdiği yüzünü tanıyoruz.

Herkes mutlu!

Herkes başarılı!

Herkes gezilerde!

Herkes eğlencede!

Herkes güzel sofralarda!

Herkes gülüyor!

Ama kapılar kapanınca kaç kişinin gerçekten mutlu olduğunu bilen var mı?

Belki de çağımızın en büyük çelişkisi bu:

Hiç olmadığı kadar bağlantılıyız ama hiç olmadığı kadar yalnızız.

Peki, Ne olacak bize?

Ekonomik sıkıntılar bitecek mi?

Aile yeniden güçlenecek mi?

Çocuklarımız geleneklerini, saygıyı öğrenecek mi?

Teknolojiyi biz mi kullanacağız, teknoloji mi bizi kullanacak?

Komşumuzun kapısını yeniden çalacak mıyız?

İnsanlara yardım edebilecelmiyiz ?

Yoksa bir gün birbirimizi sadece sosyal medya hesaplarımızdan mı hatırlayacağız?

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var:

Bir toplum sadece ekonomik olarak değil, manevi olarak da ayakta kalmak zorundadır.

Ekonomik sıkıntılar zorda olsa birgün  aşılır.

Binalar yeniden yapılır.

Yollar yeniden döşenir.

Teknoloji gelişir.

Ama kaybolan güveni, sevgiyi, aile bağını, insanlık duygusunu ve toplumsal dayanışmayı yeniden inşa etmek çok daha zordur.

İşte bu yüzden sitem ediyorum…Bende dahil kendime…

Çocuklarımıza…

Büyüklerimize…

Ve bütün topluma…

Çünkü hepimiz bu değişimin bir parçasıyız.

Bugün ise  “Ne olacak bize?” diye soruyorum

Yarın çok geç olmadan başka bir sorunun cevabını bulmamız gerekiyor:

“N’olacak bize?”

Belki de cevap sandığımız kadar uzakta da değildir.

Bir telefonu birazcık kenara bırakmak…

İnsanlara güler yüz göstermek

Bir çocuğun başını okşamak…

Bir komşunun kapısını çalmak…

Ailemizle aynı sofrada gerçekten konuşmak…

Bayramı mesajla değil, yüz yüze kutlamak…

Ve en önemlisi, çocuklarımıza sadece “dünyayı takip etmeyi” değil, kendi köklerini de bilmeyi öğretmek…

Belki kurtuluşun ilk adımı budur.

Çünkü insan geleceğe yürürken geçmişini sırtında taşır.

Kökünü unutan ağacın gölgesi de uzun sürmez.

O halde…

Biraz kendimize gelelim.

Biraz birbirimizi anlayalım.

Biraz daha az tüketip, biraz daha fazla paylaşalım.

Biraz daha az ekranlara, biraz daha fazla birbirimizin yüzüne bakalım.

Yoksa korkarım, bir gün birbirimize bakıp yine soracağız:

“Ne oldu bize?”

Ve bu kez cevap verecek kimseyi bulamayacağız.

Ne olacak bize?..

Esen kalın.

Paylaş:

Bir yanıt bırak