Sakarya’da kanserle mücadelede “erken tanı” ve “dayanışma” öne çıktı

Paylaş:

Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü ile Lösemi ve Kanser Hastaları Sağlık Eğitim Derneği’nin (KANSERDER) birlikte organize ettiği Kanser Farkındalık Ayı kahvaltı etkinliğinde; erken tanının yaşamsal rolü, ücretsiz sunulan tarama programları, hastaların yasal hakları ile tedavi sürecinde psikososyal desteğin önemi masaya yatırıldı.

Kanser Farkındalığı İçin Anlamlı Bir Araya Geliş

Kanserle yaşayan bireyleri, hastalığı atlatanları, sağlık profesyonellerini ve sivil toplum temsilcilerini aynı sofrada buluşturan etkinlikte bilhassa fiyatı yüksek kanser ilaçlarına ulaşımda yaşanan güçlükler öne çıktı. 1-31 Ekim Kanser Farkındalık Ayı çerçevesinde Sakarya’da hayata geçirilen bu özel buluşma, Adapazarı Orman Park’ın kapalı alanında yapıldı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü ve KANSERDER ortaklığında düzenlenen kahvaltı organizasyonu, toplumda kanser bilincinin yükseltilmesi ve hastalar arası dayanışmanın pekiştirilmesi adına güçlü mesajlar verdi. Buluşmada, kanser hastalarının sadece medikal tedaviye değil; psikolojik, sosyal, maddi ve hukuksal bakımdan da desteklenmeye gereksinim duydukları dile getirildi. Katılımcılar kendi tedavi hikâyelerini ve karşılaştıkları engelleri aktarırken, uzman isimler erken teşhisten hasta haklarına uzanan geniş bir yelpazede katılımcıları aydınlattı.

KANSERDER Başkanı Nihal AKAR: Erken Tanı Hayat Kurtarır

KANSERDER’in kurucusu ve başkanı Nihal Akar, yaklaşık çeyrek asır önce lösemiyle mücadele eden bir çocukla tanışmasıyla başlayan gönüllülük serüveninin zamanla kapsamlı bir sivil toplum hareketine dönüştüğünü paylaştı. Başlangıçta Lösemili Çocukları Koruma Derneği ismiyle yürütülen faaliyetlerin daha sonra Lösemi ve Kanser Hastaları Sağlık Eğitim Derneği çatısı altında sürdürüldüğünü kaydeden Akar, kuruluş gününden bu yana kanser hastalarının ve ailelerinin yanında yer almaya gayret ettiklerini belirtti. Toplumda henüz bir belirti ortaya çıkmadan sağlık kurumuna başvurma kültürünün yeterince yerleşmediğine işaret eden Akar, kendi ailesinde deneyimlediği hastalık süreçlerinin erken tanının değerini kendisine çok daha net gösterdiğini ifade etti. Kanserle savaşımda en kritik amaçlardan birinin hastalığı olabildiğince başlangıç evresinde saptamak olduğunu vurgulayan Akar, tüm vatandaşları ücretsiz tarama olanaklarından faydalanmaya çağırdı.

KETEM Hizmetlerinden Ücretsiz Faydalanmak Mümkün

KANSERDER Başkanı Nihal Akar, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri’nin (KETEM) halk sağlığı bakımından taşıdığı kritik role değindi. KETEM’lerde meme, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanserlerine yönelik yaş gruplarına göre ücretsiz tarama yapıldığını anımsatan Akar, kişilerin herhangi bir yakınması olmasa bile kendilerine uygun tarama programına katılmalarının şart olduğunu söyledi. Tarama sonucunda şüpheli bir duruma rastlanılması hâlinde hastaların ileri inceleme ve değerlendirme amacıyla ilgili sağlık birimlerine sevk edildiğini aktaran Akar, erken teşhisin tedavi alternatiflerini çoğaltabildiğini ve yaşam kalitesinin korunmasına yardımcı olabildiğini dile getirdi.

Bilinçlendirme Çalışmaları Sayesinde Yedi Kadında Erken Teşhis Konuldu

Geçmiş yıllarda hayata geçirilen farkındalık faaliyetleri sayesinde kayda değer kazanımlar sağladıklarını belirten KANSERDER Başkanı Nihal Akar, düzenlenen eğitim ve bilgilendirme buluşmalarının ardından kontrole giden en az yedi kadında hastalığın başlangıç aşamasında saptandığını aktardı. Bu örneklerin toplumsal bilinçlendirme çalışmalarının ne denli gerekli olduğunu gözler önüne serdiğini söyleyen Akar, taramalara dair korku ve önyargıların giderilmesi gerektiğini vurguladı. Erken tanının yalnızca tıbbi açıdan değil; hastaların aile yaşantısı, iş hayatı ve ruhsal durumu açısından da son derece belirleyici olduğunu kaydetti.

 Dr. Gülnur Gülcan Kanserle İlişkili Risk Etkenlerini Anlattı

Etkinlikte söz alan Dr. Gülru Gülcan, kanserin gelişim süreci, risk faktörleri, işaretleri ve erken saptama yollarına dair ayrıntılı bir sunum yaptı. Kanserin, bedendeki hücrelerin denetimsiz çoğalmasıyla ortaya çıkabilen ve değişik organlarda görülebilen bir hastalıklar topluluğu olduğunu açıklayan Gülcan, riski büyüten bazı unsurların yaşam biçiminde yapılacak düzenlemelerle hafifletilebileceğine dikkat çekti. Tütün mamulleri kullanımı, alkol tüketimi, fazla kilo, hareketsizlik, dengesiz beslenme, zararlı çevresel faktörler ile bazı enfeksiyonların kanser için tehlike oluşturabildiğini anlatan Gülcan, sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmenin gerekliliğinin altını çizdi.

Periyodik Taramalar Aksatılmamalı

Dr. Gülru Gülcan, Türkiye genelinde uygulanan ulusal tarama programları çerçevesinde meme, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanserlerine dönük kontrollerin bedelsiz yapıldığını hatırlattı. Meme kanseri taramasında 40-69 yaş grubundaki kadınlara iki yılda bir mamografi, rahim ağzı kanseri taramasında 30-65 yaş grubundaki kadınlara beş yılda bir HPV-DNA testi, kalın bağırsak kanseri taramasında ise 50-70 yaş aralığındaki kadın ve erkeklere iki yılda bir gaitada gizli kan testi uygulandığını belirtti. Ailede kanser hikâyesi ya da kişisel risk durumu söz konusuysa izlem ve tarama planının doktora danışılarak kişiye özel şekillendirilebileceğini ifade eden Gülcan, herkesin kendisine uygun takip çizelgesini sağlık profesyonelleriyle birlikte oluşturması gerektiğini söyledi.

Mamografiye Dair Hatalı Kanılar Konusunda Uyarı Yapıldı

Sunumunda meme kanseri taramalarıyla ilgili toplumda yaygın kabul gören hatalı kanılara da değinen Dr. Gülru Gülcan, mamografinin kanseri başlangıç döneminde yakalamada kilit bir görüntüleme yöntemi olduğunun altını çizdi. Çekim esnasında duyulan kısa süreli gerginliğin taramadan uzak durmak için gerekçe olmaması gerektiğini söyleyen Gülcan, işlemin denetimli şekilde ve düşük doz radyasyonla yapıldığını aktardı. Meme kanserinin daima ağrı ya da belirgin bir şikâyetle kendini göstermeyebileceğini hatırlatan Gülcan, bu yüzden yalnızca şikâyet varken değil, önerilen yaş ve risk grubunda düzenli kontrol yaptırmanın elzem olduğunu vurguladı. Bireysel meme farkındalığının da kıymetli olduğuna değinen Gülcan; memede hissedilen kitle, meme ucundan akıntı gelmesi, cilt görünümünde değişim, içe çekilme ya da koltuk altında sıra dışı şişlik fark edildiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna müracaat edilmesi gerektiğini belirtti.

Hastalar Tedavi Sonrasında Karşılaştıkları Güçlükleri Paylaştı

Programın en dikkat çeken anlarından biri, tedavisi devam eden ya da tedavisini tamamlamış katılımcıların kişisel tecrübelerini dile getirmesi oldu. Bazı katılımcılar kemoterapi ve diğer tedavilerden sonra uzun süre geçmeyen ağrı, bitkinlik, kemik sağlığına dair problemler ve gündelik yaşamı zorlaştıran farklı yakınmalarla mücadele ettiklerini anlattı. Tedaviye başlamadan önce hastalara muhtemel yan etkiler ve tedavi sonrasındaki yaşam hakkında daha kapsamlı açıklama yapılmasının gerekliliği üzerinde duruldu. Katılımcılar, kanser tedavisinin yalnız hastalığı baskı altına almak olarak görülmemesi gerektiğini, tedavi bitiminden sonra da bedensel ve ruhsal izlem hizmetlerinin devam etmesinin mühim olduğunu ifade etti.

Psikolojik Destek Tedavinin Ayrılmaz Bir Unsuru

Buluşmada kanser hastalarının ruhsal destek hizmetlerine ulaşımı konusu da ele alındı. Tanı sonrasında yaşanan endişe, belirsizlik hissi, bedensel değişimler ve tedavi sürecinin beraberinde getirdiği sıkıntıların hastalar üzerinde ciddi psikolojik yük oluşturabildiği dile getirildi. Kimi katılımcılar, tedaviye geçmeden evvel psikolojik danışmanlık olanakları konusunda bilgilendirilmediklerini ve bu yardıma kendi çabalarıyla erişmeye uğraştıklarını aktardı. Bilhassa onkoloji sahasında tecrübeli psikologlardan yardım almanın ehemmiyetine dikkat çekilirken, gereksinim duyan hastaların ilgili birimlere yönlendirilmesinin iyileşme sürecine olumlu yansıyabileceği kaydedildi.

 Avukat Bahu Kılıç Güneş Hasta Haklarını Açıkladı

Programın bir başka mühim bölümünde sağlık hukuku alanında uzmanlaşan Avukat Bahu Kılıç Güneş, kanser hastalarının ilaç ve tedavi masraflarının karşılanmasına dair yasal hakları hakkında açıklamalarda bulundu. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ödemediği kimi ilaçların hastalar için ağır mali yükler doğurabildiğini ifade eden Güneş, bilhassa pahalı kanser ilaçlarına erişimde hukuksal başvuru yollarının bilinmesinin kritik olduğunu söyledi. Doktorlarca gerekli görülen bazı ilaçların SGK geri ödeme listesinde yer almayabildiğini belirten Güneş, böyle bir durumda hastaların ya da kanuni temsilcilerinin öncelikle ilgili kuruma müracaat edebileceğini anlattı. Talebin geri çevrilmesi hâlinde olayın somut şartlarına göre yargıya başvurulabileceğini kaydeden Güneş, sürecin usulüne uygun yürütülmesinin taşıdığı önemi vurguladı.

Yaşamsal Önemdeki İlaçlar İçin İhtiyati Tedbir Talep Edilebiliyor

Av. Bahu Kılıç Güneş, hastanın tedavisi bakımından zorunlu olduğu bildirilen ve SGK tarafından ödenmeyen ilaçlarla ilgili açılacak davalarda, dava türüne göre ihtiyati tedbir ya da yürütmenin durdurulması isteminde bulunulabileceğini belirtti. Söz konusu ilacın hasta sağlığı yönünden taşıdığı hayati değerin doktor raporlarıyla net biçimde ortaya konmasının mühim olduğunu söyleyen Güneş, raporlarda tedavinin zorunluluğu, başka tedavi alternatifi bulunup bulunmadığı ve gecikmenin yaratabileceği tehlikelere dair tıbbi kanaatlerin yer almasının yargılamada etkili olabileceğini ifade etti. Mahkemelerin her müracaatı kendi şartları içinde değerlendirdiğini hatırlatan Güneş, hiçbir davanın sonucunun baştan kesin biçimde öngörülemeyeceğini dile getirdi.

Kanser İlaçlarının Yüksek Bedeli Hastaları Zorluyor

Toplantıda söz alan kimi kanser hastaları, kullanmaları gereken ilaçların yüksek fiyatları yüzünden ciddi geçim sıkıntıları çektiklerini anlattı. Bir katılımcı, kendisine tavsiye edilen ilacın tek kutusunun takriben 62 bin lira tuttuğunu ve tedavi boyunca birden çok kutuya gereksinim duyduğunu paylaştı. Bir başka katılımcı ise SGK’nın karşılamadığı ilaçlar sebebiyle yargı yoluna gitmek durumunda kaldığını belirtti. Avukat Bahu Kılıç Güneş, bu gibi hallerde hastaların vakit yitirmeden hukuki destek almalarının faydalı olacağını söyledi. Yargı mercilerinden sağlanan geçici himaye kararlarının acil tedavi gereksinimleri bakımından yaşamsal olabildiğine işaret eden Güneş, dava neticelerine göre değişkenlik gösteren farklı hukuki ve mali sorumlulukların doğabileceğini de anımsattı. Hastaların Talepleri Meclis Gündemine Taşınacak

KANSERDER Kurucusu ve Başkanı Nihal Akar, kanser hastalarının ilaç, tedavi ve medikal ürün temininde yaşadıkları aksaklıkların sadece kişisel müracaatlarla değil, kolektif girişimlerle de dile getirilmesi gerektiğini belirtti. Evvelki yıllarda TBMM bünyesindeki ilgili sağlık komisyonlarına başvurduklarını ve hastaların karşılaştığı meseleleri yetkililere ilettiklerini anlatan Akar, bu teşebbüslerin bazı ilaçların geri ödeme listesine dâhil edilmesine dönük çalışmalara katkı sunduğunu kaydetti. Benzer bir adımın tekrar atılabileceğini söyleyen Akar, hastalardan yaşadıkları sıkıntıları yazılı biçimde derneğe ulaştırmalarını rica etti. Gelen bildirimlerin incelenip kapsamlı bir rapor hazırlanmasının amaçlandığını aktaran Akar, kurulacak bir heyetle TBMM’nin alakalı komisyonlarını ziyaret etmenin planlanabileceğini ifade etti.

Sivil Toplum Kuruluşları Çözüme Köprü Olmalı

KANSERDER Başkanı Nihal Akar, sivil toplum örgütlerinin asli vazifelerinden birinin vatandaşların yaşadığı meseleleri muhatap kurumlara aktarmak olduğunu söyledi. Kanser hastalarının maruz kaldığı ekonomik, toplumsal ve hukuki zorlukların aşılabilmesi için sağlık çalışanları, hukukçular, kamu kurumları ve sivil toplum arasında sağlam bir dayanışma ağı kurulması gerektiğini vurgulayan Akar, dernek faaliyetlerini gönüllülük ilkesiyle yürüttüklerini belirtti. Hastaların şikâyetlerinin eksiksiz ve doğru biçimde kayda geçirilmesinin ehemmiyetine değinen Akar, tek başına çözülemeyen kimi problemlerin ortak hareketle daha geniş platformlarda ele alınabileceğini kaydetti.

Kadın Kooperatiflerinden Dayanışma Daveti

Programda kadınların toplumsal ve iktisadi yaşama iştirakini güçlendiren projeler de konuşuldu. Sakarya’daki kadın kooperatiflerinin müşterek çalışmalarına dair bilgi paylaşan Üreten Kadınlar Üst Birliği temsilcisi Arzu Kahveci; kadın emeğini görünür kılmak, el işi ürünlerin satış olanaklarını çoğaltmak ve kadınları sosyal hayatta daha görünür hâle getirmek için yürütülen faaliyetleri anlattı. Adapazarı Belediyesi ile yapılan iş birliği sayesinde kadınların kendi imal ettikleri ürünleri tanıtıp satışa çıkarabilecekleri mekânlar oluşturulduğunu aktaran temsilci, bu gayretlerin salt maddi getiri sağlamadığını, kadınlar arasındaki arkadaşlık ve dayanışma ruhunu da kuvvetlendirdiğini söyledi. KANSERDER üyeleriyle birlikte atölye çalışmaları planlanabileceğini belirten temsilci, örgü, ebru ve farklı el sanatları faaliyetleriyle tedavi gören kadınların toplumsal yaşama katılımının desteklenebileceğini ifade etti.

Kanser Hastalarına Yönelik Ortak Atölye Fikri

Karaman bölgesindeki merkezlerinde KANSERDER üyelerini konuk etmekten mutluluk duyacaklarını söyleyen Üreten Kadınlar Üst Birliği temsilcisi, değişik sahalarda üretim yapan kadınların tecrübelerini birbirleriyle paylaşabileceğini belirtti. Bu çeşit faaliyetlerin tedavisi süren ya da tedavisini bitiren kadınlar için moral ve motivasyon kaynağı olabileceğini dile getiren temsilci, üretim süreçlerine dâhil olmanın kadınların kendilerine olan güvenlerini pekiştirebileceğini kaydetti. Etkinlikte, önümüzdeki dönemde KANSERDER ile kadın kooperatifleri arasında müşterek sosyal sorumluluk ve üretim programları düzenlenmesi düşüncesi memnuniyetle karşılandı.

Ailelerin de Bilinçlendirilmesi Gerektiği İfade Edildi

KANSERDER Başkanı Nihal Akar, kanserle mücadelede hastanın yakın çevresinden aldığı desteğin belirleyiciliğine işaret ederek, aile fertlerinin hastalık ve tedavi maratonu hakkında kâfi malumata sahip olmalarının zorunluluğunu dile getirdi. Hususan meme kanseri tedavisi geçiren kadınların bedensel ve ruhsal dalgalanmalar yaşayabildiğini aktaran Akar, eşlerin ve aile üyelerinin bu değişimlere anlayışla yaklaşmalarının kıymetini vurguladı. Geçmişte dernek çatısı altında destek olunan ailelerden misaller veren Akar, kimi aile içi iletişim aksaklıklarının kansere dair bilgi noksanlığından doğabildiğini söyledi. Hastaların kendilerini kimsesiz hissetmemeleri için aile bireylerinin de eğitim ve aydınlatma toplantılarına iştirak etmesinin yararlı olacağını belirten Akar, ruhsal desteğin lüzum hâlinde hasta yakınlarını da içine alması gerektiğini kaydetti.

Kanser Bilinci Kırsal Mahallelere de Ulaştırılmalı

Toplantıda görüş bildiren katılımcılar, kanser farkındalığı faaliyetlerinin yalnız kent merkezleriyle sınırlı kalmaması, kırsal mahallelere de yayılması gerektiğini dile getirdi. Bilhassa sağlık hizmetine erişimde zorlanabilen vatandaşların ücretsiz tarama programları hususunda daha yoğun aydınlatılması gerektiği belirtildi. Gezici kanser tarama araçlarının değerine dikkat çekilirken; muhtarlıklar, aile sağlığı merkezleri ve sivil toplum örgütlerinin el birliğiyle kırsal kesimlerde daha çok tanıtım toplantısı tertiplenebileceği ifade edildi.

Sakarya Üniversitesi Öğrencilerinden Faaliyetlere Yoğun İlgi

KANSERDER Başkanı Nihal Akar, Sakarya Üniversitesi bünyesindeki bir öğrenci topluluğunun dernekle temas kurduğunu belirterek, gençlerin sosyal sorumluluk projelerine gösterdiği hassasiyetten duydukları memnuniyeti paylaştı. Üniversitelilerin gönüllülük çalışmalarında yer almasının toplumsal duyarlılığın güçlenmesine katkı vereceğini söyleyen Akar, gençlerle birlikte yeni projelere imza atmaya hazır olduklarını belirtti.

Sivil Toplum Temsilcileri de Etkinlikte Yer Aldı

Kanser Farkındalık Ayı vesilesiyle düzenlenen buluşmaya sağlık uzmanları, kanser hastaları, hastalığı yenmiş kişiler ve hasta yakınlarının yanı sıra muhtelif sivil toplum kuruluşları ile kadın örgütlerinin temsilcileri de iştirak etti. KANSERDER Başkanı Nihal Akar, katılımcılar arasında Kızılay kadın yapılanmasından Şule Batur, kadın kooperatifleri temsilcisi Arzu Kahveci ve AK Parti İlçe Kadın Kolları Başkanı Hatice Genç’in de yer aldığını belirterek teşekkürlerini iletti. Organizasyonun hayata geçmesine emeği geçen Sakarya Büyükşehir Belediyesi ile Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerine de şükranlarını sunan Akar, kurumlar arası dayanışmanın devamını arzu ettiklerini söyledi.

Kanserle Mücadelede Birliktelik ve Dayanışma Vurgusu

Etkinlik süresince yapılan değerlendirmelerde, kanserle savaşın sadece hastanelerde uygulanan tıbbi tedavilerden ibaret bulunmadığına dikkat çekildi. Erken teşhis, ücretsiz taramalara erişim, hasta haklarını tanıma, psikolojik destek, aile içi dayanışma ve sosyal yaşama katılımın bu mücadeleyi birbirini tamamlayan temel ögeler olduğu vurgulandı. Katılımcılar, kanser hastalarının sıkıntılarını paylaşabilecekleri ve birbirlerinin tecrübelerinden istifade edebilecekleri buluşma ortamlarının çoğaltılmasının ehemmiyetine değindi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü ve KANSERDER ortaklığında hayata geçirilen program; toplumsal hassasiyetin artırılması, hastaların yalnız bırakılmaması ve erken tanı şuurunun yaygınlaştırılması temennileriyle tamamlandı. Programın ortak sloganı ise “Kanserden değil, geç kalmaktan korkun. Erken teşhis hayat kurtarır” olarak belirlendi.

Şule BAYRİ / Sakarya Haber Ajansı – Sakarya

Paylaş:

Bir yanıt bırak